Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Her korelasyon nedensellik ima etmez

Hayatta sık sık olayları birbirine bağlama eğilimindeyiz. İki şey aynı anda olduğunda, biri diğerine neden olmalı gibi düşünüyoruz. Psikolojide buna korelasyon-nedensellik hatası  denir; yani, iki olay birlikte oluyorsa, biri diğerinin nedeni demek değildir. Beynimiz sürekli anlam arar; olayları birbirine bağlamaya çalışır. Daniel Kahneman ’ın kavramıyla, zihnimizin hızlı ve otomatik çalışan kısmına Sistem 1 diyoruz. Sistem 1 bize hızlı cevap verir ve olayları hemen anlamlandırmamızı sağlar, ama çoğu zaman yanıltıcı olabilir. Daha yavaş ve bilinçli düşünen kısmımız ise Sistem 2 ’dir; hataları fark etmemize ve olayların gerçek nedenlerini doğru değerlendirmemize yardımcı olur. Diyelim ki bir gün kendini yorgun ve gergin hissediyorsun. O gün çevrendeki insanlar sana biraz soğuk davranıyor gibi geliyor. Hemen aklına geliyor: “Demek ki yorgun olduğum için bana böyle davrandılar.” Ama aslında onların davranışlarının sebebi senin yorgunluğun değildir; belki kendi işleri vardır, belki ...

Kendinle Kurduğun İlişki Neden Bu Kadar Önemli?

Bazen işler sarpa sardığında, içimizde tanıdık ama pek de tatlı olmayan bir ses belirir. Affetmek yerine yargılayan, anlamak yerine psikolojik tokatlar atan bir ses…  Çocukluğumuzdan beri bu sesin bizi “daha iyi” yapacağına inandırıldık. “Seni eleştiriyorum çünkü seni seviyorum” dediğini sandığımız iç ses, aslında çoğu zaman yavaş yavaş içimizi kemiren bir eleştirmen.                    Psikolojide buna içsel eleştirmen deniyor. Hani şu kendimizi sürekli “yeterince iyi değilim” diye tarttığımız, hata yaptığımızda kendimize laf sokan ses.  Sürekli aktif olunca da kaygı ve yorgunluk yaratıyor; öyle bir yavaş yavaş içten içe pişirme durumu var. Ve en kötüsü, bunu bize gelişim için gerekliymiş gibi yutturuyor.  Ama bir bakınca, motivasyonun kaynağı gerçekten acımasızlık değil. Şefkat. Kendimize göstereceğimiz küçük bir anlayış, eleştiriden daha güçlü. Mesela şöyle düşün: Başarısız olduğunda içinden geçen sesi “Hadi canım, düş...

Travmalarımızın İlişkilere Sessizce Sızması

Bazen bir cümle, içimizde bir şeyleri harekete geçirir.  Benim için öyle bir cümle: “Yüzleşmekten korktuğumuz travmalarımızı, ilişkilerimize yansıtarak derinlerde onu canlı tutmaya devam ediyor olabilir miyiz?” Bu soruyu kendimize sorduğumuzda, çoğu zaman cevabı net bir şekilde bilemeyiz. Ama içimizin bir köşesi sessizce “evet” der. Çünkü aslında biz, geçmişimizle yaşamayı öğreniyoruz; farkında olmadan onu bugünümüze taşıyoruz. Travma dediğimiz şey hep büyük olmak zorunda mı? Hayır. Psikolojide travma, kişinin başa çıkma kapasitesini aşan ve duygusal iz bırakan her türlü deneyim olarak tanımlanır. Olay geçse de, duygular bizde kalır.  Bessel van der Kolk ’un dediği gibi: “Travma, bedenin ve zihnin bir anda donduğu andır; fakat o an geçse bile, travma içeride yaşamaya devam eder.” Biz bir olayı unutmaya çalışırız, ama beden hatırlar, zihin saklar. Bir bakış, bir ses tonu, bir terk ediliş hissi, bizi yıllar öncesine ışınlayıverir. İlişkiler bir sahne gibidir, ama sahneye sadec...

Overthinking: 2025’in Yeni Kardiyo Egzersizi

Aşırı Düşünmenin Sessizliği Zihin bazen kendi içinde kaybolmuş bir labirent gibi. Düşünmek güzel aslında, yol gösterir. Ama işte Bazen o yol bir yük oluyor, üstüne kapanıyor insanın. Buna da aşırı düşünme diyoruz. Psikolojide Ruminasyon ve kaygılı beklenti diye geçiyor                         Ruminasyon, geçmişte olanları durmadan tekrar etmek… Söylenmiş bir söz, yapılmış bir davranış… Sanki hâlâ değiştirebilirmişiz gibi zihinde dönüp durması.  O anı ise zihnimizde defalarca oynattığımız bir film gibi; her izlediğimizde biraz daha yorucu hâle geliyor. Ve işin garibi, biz o filmi ne kadar çok oynatırsak, bugünü yaşamaktan o kadar uzaklaşıyoruz. Kaygılı beklenti ise geleceğin hayaletleriyle uğraşmak. Henüz yaşanmamış şeyler yüzünden diken üstünde oturmak… “Ya başarısız olursam, ya kaybedersem?” diye kendini yormak.  Gelecek üzerine kurduğumuz her senaryonun aslında sadece bir ihtimal olduğunu unuturuz. Böylece...