Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mutsuzluk Virüsü: Kıyaslamak

Bir varmış, bir yokmuş… Küçük bir çocuk her akşam, evinin ardındaki tepeden karşıdaki tepede duran bir eve bakarmış. Güneş ışığının altında o evin pencereleri öyle parlar, öyle ışıldarmış ki sanki altından yapılmış gibi parlıyormuş. Çocuk, her gün o parıltıya bakar, hayran hayran izler, günlerce hayalini kurarmış. “Bir gün mutlaka oraya gideceğim” dermiş kendi kendine. En sonunda, cesaretini toplayıp babasından izin almış ve yola çıkmış. Yol uzunmuş, tepeleri aşmış, dağları geçmiş. Güneş batmış, hava kararmış ve çocuk yorulmuş; öyle ki bir taşın üstünde uyuyakalmış. Sabah olunca yeniden uyanmış ve yola koyulmuş, kalbi hem heyecan hem de biraz endişeyle doluymuş. Sonunda o eve ulaşmış. Ama gördüğü manzara onun heyecanını söndürmüş: Pencereler artık öyle parlak değilmiş. Camlar donukmuş, tozlarla kaplıymış, köşelerinde çatlaklar varmış. Güneş ışığı bile camlara vurduğunda eskisi gibi parlatamıyor, pencereler solgun ve yorgun bir görünümdeymiş. Çocuk bir an için ellerini pencerelere uzatm...

Kötü Bir Resim Asarım Korkusuyla Hiç Resim Asmamak

Yatağımın karşısında bir pencere var, odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi içimden. Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.  — Oğuz Atay, Tutunamayanlar Her gün bir defteri açtım, ama kelimeler doğru sırayla dizilmedi diye bir satır bile yazamadım. Yine de kalem elimdeydi. Çünkü boş bir sayfa da bir başlangıçtır. Hata yapmadan yaşamak, yaşamamaktır. Hayatımızı nasıl sınırlıyoruz! Kendimizi bir şeyleri mükemmel yapmak zorunda hissettiğimizde, bazen hiç başlamamayı seçiyoruz. Mükemmelliyetçilik, kendi içimizde bir tür sessiz hapsolma hâli gibi. Hata yapmaktan korkmak, adım atmayı ertelemek, bir şeyi “yeterince iyi değil” diye bekletmek… Korkularımızla ördüğümüz bu sınırlar aslında bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Asıl büyü, hataların ve eksiklerin içinde gizli. Kötü bir resim asılır, kötü bir karar alınır, yanlış yapılır… Ama her biri bir ...

İçimizdeki Değişim, Dışımızdaki Yansımalar

Geçen gün eski bir arkadaşımı gördüm ve fark ettim ki, ben onu hâlâ yıllar önceki hâliyle hatırlıyorum… Oysa insanlar değişiyor. Belki daha sakin, belki daha düşünceli, belki tamamen farklı bir yol çizmiş olabilir. Karşımızdaki insanları sadece geçmişin izdüşümüyle değil, bugünün canlı hâliyle de görmek gerek, tabi ne kadar mümkünse. İlginç olan, değişimin çoğu zaman gözle görünmemesi… Değişimin belirsizlik tarafı bazen korkutucu olabildiği gibi, bazen de inanılmaz özgürleştirici olabilir. Her yeni düşünce, her farkındalık anı, kendimizi yeniden şekillendirmek için bir fırsat sunuyor. Onların değiştiği gibi ben de değişiyorum. Bence değişim için önce kendimize biraz alan açmamız gerekiyor. Çünkü o alan, eski hâlimizle yeni hâlimizin karşılaştığı yer oluyor. İnsan bazen fark ediyor ki, kendi bakış açısı bile geçmişin gölgesiyle çarpışıyor. Eski alışkanlıklar, tanıdık düşünceler… hepsi yolumuza çıkıyor. Ama işin güzel yanı da burada; bu çarpışma aslında dönüşümün başlangıcı. Kolay mı?...