Aşırı Düşünmenin Sessizliği
Zihin bazen kendi içinde kaybolmuş bir labirent gibi. Düşünmek güzel aslında, yol gösterir. Ama işte Bazen o yol bir yük oluyor, üstüne kapanıyor insanın. Buna da aşırı düşünme diyoruz. Psikolojide Ruminasyon ve kaygılı beklenti diye geçiyor
Ruminasyon, geçmişte olanları durmadan tekrar etmek… Söylenmiş bir söz, yapılmış bir davranış… Sanki hâlâ değiştirebilirmişiz gibi zihinde dönüp durması.
O anı ise zihnimizde defalarca oynattığımız bir film gibi; her izlediğimizde biraz daha yorucu hâle geliyor. Ve işin garibi, biz o filmi ne kadar çok oynatırsak, bugünü yaşamaktan o kadar uzaklaşıyoruz.
Kaygılı beklenti ise geleceğin hayaletleriyle uğraşmak. Henüz yaşanmamış şeyler yüzünden diken üstünde oturmak… “Ya başarısız olursam, ya kaybedersem?” diye kendini yormak.
Gelecek üzerine kurduğumuz her senaryonun aslında sadece bir ihtimal olduğunu unuturuz. Böylece olmayan ihtimallerin yükünü taşırken, elimizdeki tek gerçek olan “şimdi”yi kaçırırız.
Zihin, doğası gereği bir problem çözme makinesi. Ama makine bazen sapıtıyor. Durmadan çalışıyor, susmuyor. Sonunda biz de kendi zihnimizin esiri oluyoruz.
Heidegger “gerçeklik, şimdi de saklıdır” derken aslında çok basit ama bir o kadar da zor bir şeye işaret ediyor: hayat, tam da şu anın içinde. Ama biz ne yapıyoruz? Ya geçmişe gidiyoruz, keşke’lerle oyalanıyoruz. Ya da geleceğe sıçrayıp “ya olursa?” senaryolarıyla kendimizi tüketiyoruz. Oysa gerçek olan tek şey, şu an elimizde olan an.
Psikolojide mindfulness yani bilinçli farkındalık da tam burada devreye giriyor. Bilinçli farkındalık, zihni susturmak değil; zihnin ürettiklerini fark edip onlara kapılmadan şimdiyi hissetmek. Mesela nefesinin farkına varmak, oturduğun sandalyeyi hissetmek, kulağına gelen sesi duymak… Basit gibi görünen ama insanı bugüne çağıran şeyler bunlar.
Belki de aşırı düşünmenin ilacı, düşünceleri kovalamak değil; onların gelip geçici olduğunu görmek. “Tamam, geldin, hoş geldin, şimdi geçebilirsin” diyebilmek. Çünkü biz düşüncelerimiz değiliz. Biz, onların gelip gidişini izleyen tanığız.
Ve işte biraz huzur da burada saklı. Zihin geçmişin yükünü ya da geleceğin korkusunu sırtımıza atsa bile, şimdide kalabilmek… O anın kokusunu, sesini, dokusunu fark etmek.
Ve asıl soru şu: Sessizliğin içinde biz kim oluyoruz?
-


Yorumlar
Yorum Gönder