
Psikolojide buna içsel eleştirmen deniyor. Hani şu kendimizi sürekli “yeterince iyi değilim” diye tarttığımız, hata yaptığımızda kendimize laf sokan ses.
Sürekli aktif olunca da kaygı ve yorgunluk yaratıyor; öyle bir yavaş yavaş içten içe pişirme durumu var. Ve en kötüsü, bunu bize gelişim için gerekliymiş gibi yutturuyor.
Ama bir bakınca, motivasyonun kaynağı gerçekten acımasızlık değil. Şefkat. Kendimize göstereceğimiz küçük bir anlayış, eleştiriden daha güçlü.
Mesela şöyle düşün: Başarısız olduğunda içinden geçen sesi “Hadi canım, düştün ama bu doğal” diye yumuşatmak, zihnini aniden daha sakin ve net hâle getiriyor.
Psikolog Dr. Kristin Neff'e göre öz şefkatin bunun üç temel bileşeni var. Öz şefkat kendine nazik olmak, yaşadığın zorlukların yalnızca sana özgü olmadığını fark etmek ve hislerini yargılamadan gözlemlemekten geçiyor.
Yani kısaca, kendine arkadaşına gösterdiğin anlayışı göstermek, herkesin hata yapabileceğini hatırlamak ve duygularını olduğu gibi kabul etmek… Kendine bunu hatırlattığında, iç sesin birden öfkeli bir patron değil, sana destek veren bir arkadaş hâline geliyor.
Ve işin bir de farkındalık tarafı var. Yani düşüncelerini durdurmak değil, onları fark etmek. “bu yine benim kendimi eleştiren sesim” deyip, ardından onlara kapılmadan devam edebilmek. Sanki zihnini izliyor ama onun oyuncağı olmuyorsun.
Kendimize şefkat gösterdiğimizde, düşüşlerimiz utanç kaynağı olmaktan çıkar. Hata yapmak, eksik olmak, kırılgan olmak… Bunlar insan olmanın doğasıdır. Ve o kırılgan anlarda kendimize uzattığımız anlayış, içsel eleştirmenin en sert sesiyle bile baş edebilir.
“You cannot give yourself compassion if you are constantly criticizing yourself.” — Kristin Neff

Yorumlar
Yorum Gönder