İnsan zalim mi doğar, yoksa bulunduğu ortam ve üstlendiği roller mi onu şekillendirir?
1971’de bu soruya cevap aramak için bir deney yapıldı: Stanford Hapishane Deneyi
Bir süre sonra rol, oyun olmaktan çıkıp kimlik gibi hissedilmeye başlıyor.
Bu deney tek başına “insan kötüdür” ya da “rol insanı bozar” gibi net bir cevap vermese de, şu soru görünür hale geliyor:
Günlük hayatta yaptığımız şeylerin ne kadarı gerçekten biz, ne kadarı bize verilmiş roller?
Felsefede bu soruya tek bir cevap yok.
Hatta belki de asıl olay, tek bir cevabının olmaması.
Bazı düşünürlere göre insan, rolünün arkasına saklanamaz. Örneğin Jean-Paul Sartre, “Ben böyleyim çünkü bu benim görevim” demenin her zaman masum olmadığını söyler. Ona göre bu, sorumluluktan kaçmanın bir yoludur. Çünkü hangi rolü oynarsan oyna, o davranışın sorumluluğu yine sana aittir.
Daha stoacı düşünenler, örneğin Epiktetos, hayatın zaten bir sahne olduğunu söyler. Herkesin bir rolü vardır ve bu roller seçilmemiş olabilir. Ama insanın seçebileceği şey, o rolü nasıl oynadığıdır.
Immanuel Kant ise bambaşka bir yerden yaklaşır. Ona göre bir davranışın değeri, içinden gelip gelmemesiyle ilgili değildir. İçinden gelmese bile doğru olanı yapıyorsan, o davranış hâlâ değerlidir. Bu açıdan bakınca rol yapmak, her zaman sahte olmak anlamına gelmez. Bazen bilinçli bir duruştur.
Friedrich Nietzsche gibi daha şüpheci düşünenler ise, “iyi” dediğimiz şeylerin her zaman göründüğü gibi olmayabileceğini söyler. Fedakârlığın altında bastırılmış bir duygu, uyumun altında bir korku, anlayışın altında görünme ihtiyacı olabilir. Yani bazen dışarıdan tek bir anlam gibi görünen şey, aslında çok katmanlı olabilir.
Belki de roller sandığımız kadar “karakter” değil.
Daha çok bir uyum hali.
Farklı düşünürler, farklı yaklaşımlar…
Ama hepsi başka bir yerden aynı şeye dokunuyor gibi.
İster seçim diyelim, ister sorumluluk, ister uyum ya da savunma…
İnsan, neyi nasıl seçerse seçsin, bir şekilde kendisiyle de karşılaşıyor.
İnsan kendini ne kadar saklıyor?
Maskeler arttıkça, gerçeğe olan mesafe büyüyor.
Kesin bir cevap yok ve belki de hiç olmayacak.
Ama mesele yalnızca insanın zalim mi doğduğu ya da rollerin onu şekillendirip şekillendirmediği değil.
Asıl soru: İnsan dediğimiz şey, gerçekten bir ‘öz’e mi sahip, yoksa sadece üstlendiği rollerin toplamı mı?

Sartre’ın dediği yer de çok kritik her şeyi “rolüm buydu” diye açıklarsak işin içinden fazla kolay sıyrılmış oluyoruz. Belki de insan dediğin şey tam da bu gerilimdir kısa söyleyince basit gibi ama içi karışık güzel yazmışsın düşündürüyor baya.
YanıtlaSil