Ana içeriğe atla

Sonder: Sessiz Evrenler

Sonder… Kulağa biraz yabancı gelse de his olarak hiç yabancı değil aslında. Çünkü hepimizin, farkında olmadan yaşadığı bir duyguya isim verilmiş hâli. Bloğumu açtığımda ilk kez duyduğumda “işte, tam da bu” demiştim.


Çevremizden her gün yüzlerce insan geçiyor. Kimi aceleyle metroya yetişiyor, kimi telefona dalmış yürüyor, kimi de bir çocuğun elini tutuyor. Sokakta yanından geçtiğimiz herkesin kendi sevinçleri, kırılganlıkları, yarım kalmışlıkları, ilginç hayatları var. Her biri kendi dünyasında bir hikâyenin başrolünde; sırları, umutları, hayal kırıklıkları, küçük zaferleri ve içten içe taşıdıkları korkularla dolu.

İşte sonder tam da bu fark edişin adı. Yolda karşılaştığımız herkesin, en az bizimki kadar karmaşık, derin ve anlamlı bir iç dünyası olduğunu hatırlamak.

Bir kafede oturan kadını düşünün mesela…Belki az önce sevdiği bir şarkıyı dinledi. Belki yıllardır aramadığı birinden mesaj bekliyor. Ya da sadece kahvesini karıştırıyor, ama o an onun için küçük bir ritüel kadar değerli. Bizim için sıradan olan, onun için bir önemli olabilir.

Bence sonder, insana biraz şefkat katıyor. Hem kendine hem başkasına. Çünkü herkesin kendi “görünmez hikâyesi” olduğunu kabul ettiğinde yargılamak azalıyor. Yerine bir merak, bir anlayış geliyor.

Ve bence bu kelimenin güzelliği şurada yatıyor: Sonder bize sürekli kıyaslamaktan, yalnızlıktan ve yargılamaktan çıkıp, biraz da “herkesin ayrı bir evreni var” bakış açısını kazandırıyor. Bir yabancıya bakarken “sen de varsın, sen de derinsin” diyebilmek… İşte o an biraz daha insanlaşıyoruz.



Yorumlar